Alberto Giacometti
Alberto Giacometti, bekledikçe küçülmüş, küçüldükçe boşlukta kaybolmuş ve boşluğu sorguladıkça boşluğun kendisi olmuş heykeltıraş. Bu cümle yaptığı işleri tarif etmek için yeterli olmasa da hayatına dair ipucu veren birkaç yere değinmiştir Giacometti’nin.
Ekleme yöntemiyle heykel üreten, Dünya savaşlarının içine doğmuş sanatçı, yine o dönemde doğmuş bildiğimiz pek çok isimle ortak bir içsel sıkıntı havuzunda yüzerdi.
İçindeki sıkıntı ve bekleyişi heykeline de yansıtan Giacometti, yaptığı heykelle vakit geçirdikçe heykelini küçültmekle kalmıyor, aynı zamanda kendini de küçülmüş duruma getiriyordu. Ekleme yöntemiyle çalışan ancak adeta yontar gibi heykelini küçülten, bir nevi yöntemin işlevini tersine çeviren sanatçı, bir yandan kendisinin de bir stilizasyonunu yapıyordu ve bu stilizasyona yoğun bir doku hakimdi.
Elbette bu doku da kullandığı bütün öğeler gibi rastlantısal değildi. Hep bir bekleyiş anındaydı Giacometti. Yarını bekliyordu, ya da öbür günü, belki de onun için güneşin açacağı günü… Fakat bu bekleyiş yolunda o da herkes gibi yıprandı, yaşlandı. Bekledikçe geçen zamanın acımadan bedenine, en çok da yüzüne işlediği dokuların aynısını o da kendi heykellerine işledi.
Heykellerine yansıyan bir diğer özellik ise stilizasyonlarının cılızlığıydı. Bu da yine yaşadığı dönemin kıtlığının ve içindeki küçülme hissiyatının bir birleşimiydi. Figürleri zayıf ve güçsüz ama yarını beklercesine ayakta ve hareket halindeydi. Giacometti’nin bu yöntemi, hacmi ve kütleyi kullanan heykel pratiğini de ters yüz ederek, 3 boyutu 2 boyuta çevirmenin muazzam bir örneğidir. Hazim ve kütle, birer çizgiye dönüşmüştür adeta.
El Heykeli
Giacometti’nin el heykeli gördüğümüz birçok heykelinden sonra, özellikle de izlemeye çok çabalamayınca, ilk bakışta anlamsız kalıyor olabilir. Fakat “İnsan neden bir el heykeli yapar?” sorusunu sormaya başlayınca işler değişiyor. Elbette birçok farklı açıdan yorumlanabilir bu heykel. Bana kalırsa bir yardım çağrısı gibi.
Giacometti’nin heykel üretim yönteminde bahsedilen yoğun dokuyu ve hacimdeki cılızlığı bu heykelde de yoğun biçimde görmek mümkün. Moloz yığınlarının arasından yardım istercesine bir duruşu olan el, dikey bir çubukla kaideye tutturulmuş fakat bu tutturma işlemi, heykele havada süzülme hissiyatını veren bir biçimde değil, tam aksine, kol güçsüz ve dayanmaya ihtiyacı varmış gibi dirseğe destek verir biçimde oluşturulmuş. Parmaklar yardım bekler gibi yukarı uzanmış, tutacağı ve destek bulacağı bir şey için açılan avuç bekleyiş anını çok sade bir biçimde betimliyor.



Comments
Post a Comment