Beauty

Seyircinin deneyimi ve çevresiyle etkileşimi üzerine alanlar yaratmasıyla bilinen ve  çoğunlukla “The Weather Project”, “The Blind Passenger” ve “New York City Waterfalls”  gibi işleriyle tanınan Danimarka-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson, izleyicinin  deneyiminin sanat nesnesine içkin bir öğesi olma durumunu günümüzde en iyi kullanan sanatçılardan biridir. İzleyiciyi etrafındaki dünyayı deneyimlemeye iten işlerinde kullandığı dilin oldukça doğal ve etkili, bir o kadar da basit olmasıyla bu deneyimleme sürecini sezgisel ve içgüdüsel bir şekilde yönlendiren sanatçı, mekanı kullanım yöntemiyle de oldukça etkileyici. Sanatçının bu yönü, Eliasson’ın mekana içkin tüm ögelerin virtüözü haline gelmesi için kendisine çok büyük bir katkı sağlıyor. 

Bilinen ünlü işlerinde kullandığı izleyicinin çevresini deneyimleme sürecini ele alış yönteminin esin kaynağı olarak görülebilecek, 1993 yılına ait “Beauty” isimli çalışmasını Royal  Danish Academy of Art'ta öğrenciyken tamamlayan Eliasson(1), yanan bir spot ışığı altında  aydınlatılmış delikli tüpten su pompalayıp bir sis perdesi oluşturur. Bu sis perdesinin, üzerine düşen aydınlatmanın ışığını kırmasıyla oluşan gökkuşağı, sanat çalışmasına dair göze çarpan ilk  ögedir. “Dışarıda” deneyimleneni “içeri” taşımasıyla, “The Weather Project” isimli en ünlü çalışmasını -Tate Modern’in Tirbune salonunda oluşturduğu güneş ve sis enstelasyonu- oldukça andırır. Bu ilk işinde duvarların arasındaki havayı, dolayısıyla “hiçliği” göstermek amacını bir gökkuşağı oluşturma girişimiyle açıklayan sanatçı, gökkuşağının fazla karmaşık olmayan yapısı üzerine çalışmaya karar verir. Gözün açısı, damla ve ışık değişken üçlemesiyle algıladığımız gökkuşağı oluşumu, bu değişkenlerden herhangi biri (gören bir göz, ışık kırıcı, ışık kaynağı) olmadığında ortada böyle bir oluşumun kalmayacak olmasıyla hiçliğin oldukça kapsamlı bir yansımasıdır.(2) Odaya kaç kişi girerse girsin hiç kimsenin bir yanındaki kişiyle aynı gökkuşağını görmeyecek olması bu yönüyle öznel deneyimin benzersizliğini betimleme açısından oldukça kuvvetlidir. Serginin içindeki izleyicinin görüşünün sanat işinin ta kendisini oluşturması, çevreyle etkileşim yönünden oldukça samimi bir dil oluştururken, soyut olarak tanımlanan bir formun fazlasıyla yalın bir biçimde somutlaştırılması bakımından ele alındığında bize bambaşka bir kapı aralar: Sanat işini gören gözler, işin bulunduğu mekandan ayrıldığında ve mekanda deneyimleyen hiçbir özne kalmadığında ortada bir sanat işi de kalmaz. İlk karşılaşma anında göze ilk çarpan gökkuşağı olsa da, işi oluşturanın ondan bağımsız izleyici ve katılımcı özne olması, deneyimleme sürecinde deneyimleyicinin sanata etkisini fark etmek açısından oldukça önemlidir.


Kaynakça 

Fotoğraf : https://olafureliasson.net/archive/artwork/WEK101824/beauty#slideshow 

(1) https://www.theartstory.org/artist/eliasson-olafur/artworks/#pnt_1 

(2) Abstract: The Art of Design - Season 02, Episode 01 - Olafur Eliasson: The Design of Art

 

Comments

Popular Posts